08
Tem
09

Aslı Özok

ozok1976 Ankara doğumlu Özok, 2003 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Resim Lisans Programı ve Fresk Uygulamalı Atölyesinden mezun olduktan sonra halen aynı üniversitede Resim Yüksek Lisans Programına devam ediyor.

Bugüne kadar pek çok karma sergi ve etkinliğe katılan Aslı Özok 30 Ağustos  19 Eylül 2004 tarihleri arasında ilk kişisel sergisiyle Bodrumlu sanatseverlerin karşısına çıkıyor. Denizi Pişirdik Organizasyonu’nun katkılarıyla onarılıp yeniden sanat dünyasına kazandırılan Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi girişindeki Haluk Elbe Sanat Galerisinde 3 hafta süreyle sanatseverleri ağırlayacak olan ressam Aslı Özok, bu ilk kişisel sergisini ve sanat anlayışını şöyle tanımlıyor:

“Resimlerimde insanların yaşamında var olan kimlik problemine işaret etmek istedim. Bu nedenle barkod sembolü üzerinde durdum. Resimlerim, içine tüketim malzemelerinin, insan sürülerinin karıştığı bir imgeler kurgusu oldu. Ele aldığım imgeleri tarafsız kullanıp, gücümün yettiğince; her türlü kişisellikten arındırmaya çalışarak, soğuk bir netlik ve simgesellikle eleştirmek istedim. Aslında, resmimi oluştururken kullandığım plastik elemanlar, ileri kapitalist ve tüketim toplumunun üzerimde yarattığı etkiler. Balık simgesi, insan sürülerini; barkod ise yüzyılın (tüketim çağının) en iyi göstergesi oldu, benim için… Onları aynı bağlamda bir araya getirmek, onlardaki plastik etkiyi ortaya çıkarıp sunmak; bir anlamda tüketici, seyirci ve kullanıcı olan bu sürüyü kendiyle yüzleştirmek istedim. Kendimi ifade ederken, hırçın ve agresif olmaktansa; düşündüren, ilgi uyandıran fakat her zaman içinde entel bir eleştirisi varolan resimler yapıyorum. İnsanların ne verilirse onu almaları, seçiciliklerini kaybetmeleri, zevklerin tanımsızlaşması; sanatın ve sanatçı kavramlarının karışması… Soyut kavramların, somut anlatımları; bunlar insanlar mı yoksa balıklar mı…”

13
Haz
09

Nuri İyem

nuriusta1Türk resim sanatının en büyük ustalarından biri olan Nuri İyem, Türk Cumhuriyet tarihinin toplumsal, siyasi ve kültürel değişimine tanıklık etmiş ve bu ilerlemeye katkıda bulunmuş, dumadan üretmiş Türk sanatına yeri dolduramayacak eserler vermiştir. 1915 yılında İstanbul’da doğan sanatçı, resme küçük yaşlarda duvarlara kömür kalemle yaptığı çizimlerle başladı. Sağlık memuru olan babasının görevi dolayısıyla çocukluğunu anadolu’nun farklı şehirleri dolaşarak geçirdi. İlkokulu Mardin’de bitiren sanatçı ortaokulda İstanbul’a geldi. Önce Vefa ardından da Pertevniyal Lisesine kaydoldu. Resim tutkusu da bu yıllarda başladı. Hatta resim aşkı yüzünden derslerden geri kalan sanatçı, ailesinin onun doktor olmasını istemesine rağmen en sonunda Akademiye kaydoldu. Yaptığı çalışmaları, o yılların en önemli sanat etkinliği olan Galatasaray sergilerinde, resimlerini hayranlıkla izlediği Nazmi Ziya’ya göstermiş ve onun teşvikini de aldıktan sonra hiç duraksamadan kaydını yaptırıp derslere başlamıştı. Devrin diğer büyük ressamları gibi Nazmi Ziya, Hikmet Onat, Çallı ve Levy’nin öğrencisi olan genç ressam, aynı zamanda Feyhaman Duran, Namık İsmail gibi diğer akademi hocalarının fikirlerinden yararlanmaktan geri kalmadı ve Sanat Tarihi, Estetik ve Mitoloji dersleri veren Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, önünde açtığı geniş ufukla entellektüel kimliğini buldu. Ahmet Hamdi’nin düşünce yapısı onun şu satırlarında belli olur: “Geniş hayat önümüzdeki bin başlı bir muamma gibi duruyor. Onu çözdükçe kendimizi bulacağız; hakiki şahsiyette, hür san’ata kavuşacağız. Ağaç güneşte serpilir, fakat toprağın derinliklerindeki kökü ile beslenir. İnsanoğlu kendi ferdiyetini bile ancak içinde yaşadığı cemiyetle idrak eder.” İyem’in yıllar sonra yazdığı ve Yeditepe’de yayınlanan ‘Sanatçımızın Kaderi’ isimli bir makalesinde bile Ahmet Hamdi’ye gönderme yapması, bu büyük edebiyat ve düşün adamının onun üzerindeki kalıcı etkisini açık bir şekilde ortaya koyar: “Yazık değil mi bunca çabaya? Bunca masrafa? Bunca emeklere? Bunca teşkilatı bir takım adamlara maaş vermek için mi kurmuşuz? Bütün bunlar ‘Saatleri Ayarlama Enstitüsü’ müdürler?” Akademideki öğrenimini bitirdikten sonra askerliğini de tamamladı ve Giresun’da görev yaptı. 1940 yılında, dört yıl sonra ilk mezunu olacağı yeni açılan yüksek bölümünü tamamlamak üzere yine Akademi’ye girdi. Sanat hayatı oldukça hareketli ancak siyasi hayatrı sorunlu bu yıllarda özel sergiler seyrek düzenlenebiliyor, bu da olduça zor bürokratik işlemlerden geçiriliyordu. Nuri İyem, Avni Arbaş, Selim Turan, Fethi Karakaş, Mümtaz Yener, Turgut Atalay, Haşmet Akal, Ferruh Başağa ve Agop Arad gibi 20’li yaşlardaki bir grup genç sanatçı, büyük çabaların sonunda Mayıs 1941’de İstanbul Beyoğlu Matbuat Müdürlüğü salonlarında ortak bir amaç ve görüş çerçevesinde biraraya gelerek bir sergi açtılar. Halkın arasına girmek, onların düşünce ve yaşayışlarını paylaşarak sanatsal üretimlerini gerçekleştirmek amacını taşıyan bu sanatçılar, İkinci Dünya Savaşı’nın bunalımlı ortamında sanatlarına toplumsal gerçekçi bir yön vermişlerdir. D Grubu’nun şekilciliğine ve Anadolu’dan kopuk resim anlayışına karşı çıkan toplumsal içerikli resimleriyle halkla bütünleşmeyi amaçladılar ve bir ölçüde de başarılı oldular. Liman sergisi adı verilen bu etkinliğin ardından Yeniler adı altında birleşen sanatçılar, özellikle Akademi dışındaki yazar ve sanatçılardan destek gördüler. Yeniler, bir sanatçı olarak varolmanın yolunu sanat anlayışları ve toplum gerçekleri arasında bir orta yol çizerek bulmaya çalıştılar. İyem Yeniler Grubu dağılana kadar düzenlediği tüm sergilere katıldı, bu arada bir süre Resim- Heykel Müzesi’nde Halil Dikmen’in yardımcısı olarak çalıştı. Burada, Türk resminin ilk dönem ustalarını da tanıma fırsatı buldu. Özellikle de Hoca Ali Rıza’ya hayranlık beslemekteydi: “Doğrusu ya, Türk resmi uzun yıllar seyircisiz kaldığı için, toplumsal yaşama katılmada emekledi durdu. Kendi payıma Hoca Ali Rıza’yı, Türk resmini Halk’a doğru götürmekteki çaba ve başarılarından ötürü, ayrıca seviyor ve sayıyorum.” Sanatı topluma empoze etmekten çok, toplumun içinden çıkan bir sanat anlayışını benimseyen sanatçı, dur durak bilmeden üretmiş Anadolu halkına sanatı sevdirmek için tüm benliğiyle uğraşmıştır. Bu amaçla halka ulaşmak için 1946 yılında Beyoğlu’nda Ada (mobilya) mağazasında açtığı ilk sergi ve 1950’li yıllarda Maya Sanat Galerisi’nde düzenlenen diğerlerinin ardından bugüne kadar yapıtlarını bir çok kez sergilemiştir. 1950’li yıllarda soyut anlayışta eserler veren sanatçı 1960’larda figüratif resme geri dönerek, Anadolu insanını, onların yaşamını, iç dünyasını, köyden kente göç edenleri ve gecekondu yaşamını anlatmıştır. Bereketli topraklarıyla ve medeniyetler doğuran özelliğiyle; Anadolu’yu bir kadın olarak algılamış ve ürettiği kadın portrelerinde, iç dünyanın aynası olan gözlerin ışığında, bir parçası olduğumuz toplumu tüm gerçekliğiyle yansıtmıştır. 19-haziran 2005 yılında hayatını kaybeden büyük usta, altı bini aşkın resme imza attı.

31
May
09

Pınar Ceylan

b_galeri_internet_pinarceylan_10863597

08/02/1983 yılında İstanbul`da dogdu.
2001 yılında Yeditepe Universitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Plastik Sanatlar Bölümüne

yetenek bursu alarak kabul edildi.

2002 yılında Moda ve Tekstil Tasarımı bölümünde burslu olarak çift anadal yapmaya hak kazandı.

2005 RH+ Sanat Dergisi�nin �Yılın Genç Ressamı� yarışması�nda on beş finalistten biri oldu.

.2006 yılında fakülte 2.si olarak mezun oldu..

2007 yılında Londra�ya gitti. Tate Gallery,National Gallery ,Victoria& Albert

Museum,British Museum, araştırma ve incelemelerde bulundu.

2008 yılında Plastik Sanatlar Bölümünde yüksek lisans yapmaya başlamış ve halen

devam etmektedir. Prof.Zahit Büyükişleyen,Prof.Özdemir Altan,Prof.Turan

Aksoy,Prof.Ergin İnan, Prof.Kaya Özsezgin,Prof.Fevzi Karakoç, Sinan Demirtaş ve İsmet

Değirmenci`den sanat tarihi ve resim dersleri almistir.

KARMA SERGİLER

2001 Mef Okulları Ödüllü Plastik Sanatlar Sergisi

2003 Adada Sanat Senliği ve sergisi,Büyük Kulüp,Büyükada

2004 İstek Okulları Şenlikleri,Yeditepe Universitesi Sergisi,

İstek Semiha Şakir Lisesi

2005 Yeditepe Üniversitesi Resim Sergisi,Tüyap

2005 Yılın Genç Ressamı Yarışma Sergisi Tevfik İhtiyar Sanat Galerisi, Nişantaşı

2005 Genç Sanatçılar Resim Sergisi,Art Depo Sanat Galerisi, Beşiktaş

2006 Nuri İyem Resim Ödülü Yarişma Sergisi,Evin Sanat Galerisi, Bebek

2006 İşlemler Düsünce Küpü,Yeditepe Üniversitesi

2006 16.İstanbul Sanat Fuari,Rh+sanat Genc Ressamlar Sergisi ve workshop,Tüyap

2007 İfSAK 145.Dönem Fotoğraf Sergisi, Taksim

2008 Nazım Hikmet Sanat Galerisi, Dört Usta Genç Karma Resim Sergisi, Taksim

2008 7.Beyazart Müzayedesi ve sergisi,Sofa Hotel,Nişantaşı

2008 Ekim Geçiti Sergisi; İTÜ Merkez Kütüphanesi Galerisi, Maslak

2008 Ekim Geçiti Sergisi ,Yetenek Sanat Merkezi, Galatasaray

2008 Cumhuriyet Gazetesi Sanat Galerisi, Ankara

2009 69.Devlet Resim Heykel Yarışma Sergisi, Ankara

2009 Ares Sanat Galerisi ,Fenerbahçe

GÖNÜLLÜ ÇALIŞMALAR:

2006 Darülaceze erkek yemekanesi duvar resmi projesi

İŞ TECRÜBELERİ

20062008 HERRY ve DAGİ tasarım ekibiyle çalıştı.

2006 HERRY SonbaharKış koleksiyonu, (2007 İlkbaharYaz koleksiyonu)

2008 DAGİ SonbaharKış koleksiyonu, (2008 İlkbaharYaz koleksiyonu için tasarımlar yaptı)

STAJLAR:2005 ALTINYILDIZ,Dokuma Bölümü ,

2005 PARK BRAVO,TasarımBölümü , 2001,LACOSTE,Tasarım Bölümü

13
May
09

Vefa Efendizade

n638551648_1844439_3698153Bakü doğumlu ressam Vefa Efendizade 1979 yılında Azerbaycan Devlet Güzel Sanatlar lisesinden ve 1987 senesinde Moskova Devlet Surikov Güzel Sanatlar Akademisi Resim bölümünden mezun oldu. Daha sonra Azerbaycan Güzel Sanatlar Üniversitesinde öğretim görevliliği yaptı. 1991-98 yılları arasında Mimar Sinan Üniversitesinde öğretmenlik görevine devam etti. 2001 yılından bu yana Uluslararası Kıbrıs Üniversitesinde ders vermeye devam etmektedir. Eğitimciliği yanı sıra Ressam Vefa Efendizade Azerbaycan ve yurt dışında solo ve karma olmak üzere birçok sergilere katılmıştır.
04
May
09

Edvard Munch’un Umutsuz İnsanları

m0024Edvard Munch’un Umutsuz İnsanları Acı, aşk, insan ilişkileri, melankoli, hastalık ve ölüm… İnsanın ruhsal ve fiziksel hayatını belirleyen ana etkenlerdir. Çocukluğunda ailesindeki bireylerin hastalıklarına ve ölümlerine tanık olan Norveçli ressam Edvard Munch’un (1863-1944) ömrü boyunca unutamadığı bu durumlar onu fazlasıyla etkiledi ve sanatına yön veren unsurlar oldu. Babası doktor olan ressam din adamlarının, subayların ve öğretmenlerin olduğu bir burjuva ailesinde dünyaya geldi. Annesi ve kız kardeşinin veremden ölümünün ardından sarsılan bunalım içindeki babası odasına girip saatlerce dua ederdi. Munch o günler için 70. doğum gününden sonra “hastalık, delilik ve ölüm beşiğimin başucunda nöbet bekleyen ve ömrüm boyunca yanımdan ayrılmayan kötü meleklerdir” diye yazar. 1889 yılında Christania’da açılan ilk sergisi sonunda aldığı bir bursla gittiği ve üç yıl kaldığı Paris’te Manet, Gauguin, Seurat ve Van Gogh gibi ressamları keşfetti. Evrensel Sergi için Paris’te bulunduğu sırada babasının ölümü nedeniyle büyük bir depresyona girdi. 1892 yılında Berlin’de 50 çalışması sergilendi. Ancak üslubuna karşı gelişen tepki nedeniyle sergi bir hafta sonra kapatıldı. Almanya’da kaldığı yıllarda aşk ve ölüm korkusu temalarının yer aldığı Hayat Frizi serisini oluşturdu. İnsanların neşeli, acı ve umutsuzluk içinde gösterildiği Hayat Frizi’nin tamamı 1902 yılında Berlin’de sergilendi. 1908 yılında bunalım geçirerek altı ay hastanede yatan sanatçının Alman Müzelerindeki resimlerinin bir kısmı 1937’den sonra Naziler tarafından yoz sanat olarak nitelendirilmiştir. 1892 tarihli Karl John Akşamı’nda Oslo’nun ana caddesinde yalnızlığı, dışarıda olmayı ve kaygıyı gösterir. Ezici yönüne tanık olduğumuz kalabalık kaldırım boyunca seyirciye doğru yürür. Burjuvaya özgü yüksek şapkalar takan erkeklerin ve şık başlıklı kadınların açılmış gözleriyle şaşkın bir ifadeleri vardır. Mensubu oldukları sınıfın kurallarının ve baskılarının esiri olmuşlardır. Cadde kenarındaki parlamento binasının aydınlık olması ve pencerelerinin parlaklığı sahneye hakimdir. Kaldırımda yürüyen kalabalığın ters yönüne doğru giden yalnız figürle ilgili olarak Munch günlüğünde “Yanından geçenler ona tuhaf bir şekilde bakıyorlardı. O ise sönük akşam ışığında gözlerini dikerek kendisine bakmalarını anlayabiliyordu. Bazı düşüncelere dalmaya çalıştıysa da başarısız oldu. Kafasının içinde boşluktan başka bir şey yoktu. Bir kez daha geçenler onun yolundaydı, baştan aşağıya titriyordu ve ter içinde kalmıştı” diye yazmıştır. Aslında bu yazdıkları kendi başından geçen bir durumdu. Ters yöne gitmesi ve yalnız olması kalabalığı reddettiğini, uzak durduğunu ve içlerinde yer almak istemediğini gösteriyor. Bu ayrı durma resme hüzünlü ve melankolik ifade kazandırıyor. Önemli çalışmalarından biri olan Madonna’da* çıplak bir figürle karşılaşırız. Rahat bir pozdaki figürün bir kolu havaya kalkık ve başının arkasını tutarken diğer kolu belinin arkasına bükülüdür. Kadının siyah saçları ve arka planın girdaplı hali sıkıntılı bir ruhu yansıtır. Başının üzerindeki kırmızı halenin hilal şekli kaşlarda da görülür. Ressam halenin ‘yaşamla ölüm arasında bir bağ’ olduğunu düşünüyordu. Yüz hem güzel hem de dünyanın acılarıyla doludur ve ölümü simgeler. Vücudun bölümlerinin geometrik biçimde sadeleştirilmesi etkiyi artırır. İç dünyanın dışavurumunu, ruhsal durumu, fırtınalı duyguları ve gizemli duygusallığı abartılı renklerle verir Munch. Karamsarlığını karşıdan görülen solgun yüzlerle ve sanrılı ifadelerle belli eder. Üzerinde en çok konuşulan resmi 50’den fazla gravürü olan Çığlık’tır. 1893 tarihli ilk çalışma renklidir. Körfez, küçük yelkenli gemiler ve resmi çaprazlama kesen parmaklıklı köprü, sahnenin kuzey sahilinde olduğunu gösterir. Munch 1892 yılında hastalığı sırasında yazdığı günlüğünde bu sahneden söz eder; “İki arkadaşımla güneşin batışında yürürken aniden gökyüzü kahverengiye dönüştü. Durdum, hissizleştim ve bir parmaklık üzerine dayandım. Kentin ve mavi fiyordun üzerinde ateşin dili ve kan vardı. Arkadaşlarım yürümeye devam ettiler ben ise hala orada korkuyla titreyerek kalakaldım ve doğanın içinden gelen sonsuz çığlığı duydum”. Munch Dostoyevski ve Kierkegaard okurdu. Kierkegaard’ın şu pasajından etkilenmiş olmalı:-Ruhum öyle ağır ki hiçbir düşünce artık onu yükseltemez ne de kanat vuruşlarım onu sonsuzluğun içine çekemez. Herhangi bir şey onu kımıldatmazsa sadece yeryüzünde kalır, fırtınadan önce alçakta uçan bir kuş gibi. Ezicilik ve kaygı iç dünyamın üzerine çöküyor-. Amerikalı sanat tarihçisi Robert Rosenblum Munch’un ölü kafaları için Paris L’Homme müzesindeki bir Peru mumyasını model olarak aldığını öne sürmüştür. Korkunç bir şeyler sonrasındaki heyecanın ve insana özgü içsel bunalımların sembolik bir görünümü olan resimde ön plandaki figür başını elleri arasına almıştır. Yüz çarpıtılmış karikatürize edilmiştir ve bir kafatasını andırır. Gözler dik, yanaklar oyuk, ağız sonuna kadar açık ve bağırır durumdadır. Yılankavi figürün diğer iki figürden uzakta ve tek başınalığı yalnızlığını simgeler. Bütün çizgiler çığlık atan başa doğru akıyor. Resim varoluşun acımasızlığını, insanın umutsuzluğunu, mutsuzluğunu, korkularını ve çaresizliğini çarpıcı bir şekilde veriyor. Renkler figürün kaygılarını daha da vurguluyor. Fırtına öncesi sessizliği işaret eden gökyüzünün kırmızı ve sarıyla dalgalı görünümüne karşılık deniz açık renkle, kara ise koyu mavilerle oluşturulmuştur. Çığlık atan figürde ve köprüde toprak renkleri hakimdir. Dalgalanma resme hareketlilik kazandırır.

20
Nis
09

Ayşegül Yeşilnil

dreams_of_aysegul_1__web-64

dreams_of_aysegul_2__web

Bu yıl, VI. AVRUPA -AMERİKA GÖRSEL SANATLAR SERGİSİ; Maya medeniyeti Ve aynı zamanda turizmin cazibe merkezi olan; CAMPECHE-MEKSİKA ‘da gerçekleştirilecek. Görsel sanatlar disiplinlerinde iş üreten uluslararası Avrupa ve Amerika’lı sanatçıların katılacağı sergi, 15.07.2009 – 24.07.2009 tarihlerinde Meksika’daki SAN JOSE TAPINAĞI’nda yapılacaktır. Uluslararası Meksika sergisine Campeche Kültür Enstitüsü ve Artac-A.İ.A.P/ UNESCO tarafından seçilip davet edilen: Profesyonel Ressam ve Caz sanatçımız, AYŞEGÜL YEŞİLNİL, bu sergiye; “Ayşegül’ün RÜYALARI “adını taşıyan, “Yeniden doğuşun simgesi” adlı  2 tablosuyla katılacaktır.

Ayşegül Yeşilnil

19
Nis
09

Ledün Nasır

imagehandlerashxTarsus da doğdu yüksek öğrenimini İstanbul da G.T.İ.A de yaptı. Uzun yıllar sürdürdüğü resim çalışmalarını ilk kez 1993 yılında sergileyen sanatçı eserlerinde içsel zenginliğini temaların kurgusuna taşıdığı gibi duygu ve düşüncelerin olgunlaşmış saf halini biraz daha ben yorumuyla belirli öğelerde kullanarak ritim eşliğinde zaman, ve mekan kaygısı düşünmeden suretlere yüklemiştir. Bunu yaparken görmezlikten gelenlere göndermeler yaparak yaşamın içinde yer alan vurdumduymazlığı, rehin alınmış benlikleri iterek, düşünebilirliği ve içsel sorguyu çerçeve dışına taşırmak suretiyle karşısındakini etkilemiştir. .

Birçok kişisel ve karma sergileri olan sanatçının ödülleri olduğu gibi dış ülkelerde eserleri vardır, kendisi Uluslararası Plastik Sanatçılar Derneği (U.P.S.D) üyesi olup halen çalışmalarını kendi atölyesinde sürdürmektedir. 2008 Nuri İyem Yarışması (Sergilenmeğe Değer) Ödülü

2008 “Laleler”, Heykel ve Tasarım Ödülü

2007 Nuri İyem Yarışması (Sergilenmeğe Değer) Ödülü

2007 Kasdav Jüri Özel Ödülü

Ledün Nasır





"Bir bosluk birakip gidenler vardir.Tek bir tugla eksilmemistir icinde, tek bir tugla yerini bile degistirmemistir ama bir bosluk, durup durduk yerde, apansiz, öncesi olmayan bir bosluk belirir.Ne diyecegini bilemezsin, duyduklarin anlamsiz söz yiginlari gibi, dizi dizi bos süt siseleri gibi..."

geçmiş

En Fazla Tıklananlar

badem ağacım benim…

ne kadar uyudum bilemiyorum o diyarda . kimi zaman gülümsemeye uyandım,kimi zaman hüzne.. günaydın buz gibi sabahlar,günaydın yaprağını,çiçeğini bekleyen badem ağacı bende bekledim, sana sırdaş ,sana yoldaş seni çizdim ,seni yazdım bembeyaz sayfalarıma umutsuzluğumu bildin de bir küçük tomurcuk verdin gözlerime geçecek bu karakış ,dinecek yüreğinde ki sızı sen bekle,beklemek güzeldir.. beklemek yarınlarına açılan kocaman bir kapıdır… kapkaranlık kasvetli bir günde.. yüreğimin bana dar geldiği bir günde.. yağmurla gelen bulutu gördük uzaktan denizin üzerine yağarken ki sesi duyduk bu ses sana tanıdık,bana yabancı o diyarda kaç kez yaşadın sen bunu kimbilir?… o gün o tepede bir bulutun içine girdim ilk kez döndüm,döndüm,döndüm… gözlerim kararana kadar döndüm bir gün başka bir yerde,başka bir zamanda seni orda bırakmanın sızısını içimde yaşıyorum badem ağacım benim daha kaç mevsim yeni umutları taşıyacaksın yarınlara
Ekim 2014
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Tem    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031  

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.