22
Oca
09

Fikret Mualla

212019451_51e83d7003Cumhuriyet’in ilk kuşak ressamları arasında yer alan Fikret Mualla, yaşamının çoğunu geçirdiği Paris’te Türk resminin önemli bir temsilcisi olmuş ve yapıtlarıyla buranın sınırsız sanat ortamında kendini kabul ettirmiştir. Çocukluğu ve gençlik yılları Kadıköy, Bahariye çevresinde geçen Fikret Mualla’nın futbola olan tutkusu derslerinin önünde yer alınca, Düyun-u Umumiye mensubu olan babası Ekrem Bey tarafından, yatılı olarak Galatasaray Lisesi’nde eğitimini sürdürmesine karar verilmiştir. Fikret Mualla’nın Kadıköy, Saint Joseph’teki eğitimi böylelikle son bulmuştur. Sanatçının Saint Joseph’teki eğitiminin hangi zaman dilimini kapsadığıyla ilgili net bir bilgi bulunmamakla beraber, Hadi Bara, Edip Hakkı Köseoğlu, Turgut Zaim gibi Türk sanatının önemli isimleriyle kurduğu dostlukların Saint Joseph yıllarında atıldığını biliyoruz. Galatasaray Lisesi’nde resim öğretmenleri sırasıyla Aslanyan ve Şevket Bey (Dağ) olmuştur. Galatasaray Lisesi’nde öğrenim gördüğü sıralarda, işgal altındaki İstanbul’da ikinci bir felaket olarak görülen İspanyol gribi Fikret Mualla’nın annesinin ölümüne neden olmuştur. B Bu hastalığı annesine bulaştıran kişi olduğu için Fikret Mualla gelişim çağında sürekli bir suçluluk duygusu yaşamıştır. Babasının daha sonra yaptığı evliliği benimseyemeyen Fikret Mualla’nın içine düştüğü durumdan sıyrılabilmesi için ailesi tarafından İsviçre’ye mühendislik eğitimine gönderilmiştir. Fikret Mualla, mütareke yıllarına rastlayan bu dönemde Zürih’te parasız kalmış ancak dönemin konsolosunun desteği ile sanat eğitimi almak üzere buradan Almanya’ya geçmiştir. Münih Güzel Sanatlar Akademisi’nde afiş ve desinatörlük eğitimiyle başlayan sanat yaşamı, daha sonraki yıllarda Berlin Güzel Sanatlar Akademisi’nde resim eğitimi ile sürmüştür. Buradaki hocası Arthur Kampf’tır. Almanya’da bulunduğu bu yıllarda Mısır Hidiv’i Abbas Halim Paşa’nın maddi desteğini görmüştür. Altı yıl kaldığı Almanya’da hayatının ileriki dönemlerinde sürekli bir sorun olarak belirecek olan alkol bağımlılığı nedeniyle ilk kez tedavi görmüştür. Sanatçı yurtdışında bulunduğu bu dönemde ayrıca İtalya ve Paris’e gitmiş ve bu sanat merkezlerinde edindiği birikimlerle İstanbul’a dönmüştür. Fikret Mualla’nın 1927-1928 yıllarında, önce Galatasaray Lisesi’nde daha sonra da Ayvalık Ortaokulu’nda resim öğretmenliği girişimleri olmuş, Galatasaray Lisesi’nde vekil öğretmen olarak düşük ücret almasından, Ayvalık’ta ise o tarihlerde elektrik olmamasını bahane ederek bu kez 1930’lu yıllarda canlanmaya başlayan İstanbul sanat ortamının içine girmiştir. Fikret Mualla edebiyatla da yakından ilgilidir. Sanat ve edebiyat dünyasından bir avuç kişinin oluşturduğu sınırlı sanat ortamında Fikret Mualla da yer almış, 1932’de Şiller (Schiller) 1759-1805, Hayatı ve Eserleri adında bir kitap yazmıştır. Bundan başka 1938 yılında Ses dergisinde yayınlanan Usera Karargahı ve Masal adlı öyküleri vardır. Yine bu yıllarda Yeni Adam dergisinin yazılarını resimlemiş, zaman zaman da aynı dergide dönemin sanatçılarının portre desenleri ve karikatürlerini çizmiştir. Ayrıca Nazım Hikmet’in Benerci Kendini Nasıl Öldürdü? adlı oyununu ve Varan 3 adlı şiir kitaplarını resimlemiştir. Onun sanatındaki duygularını ifade eden yön ise resimlediği öykü ve oyunlarla, çizdiği karikatürlerde belirginleşmiştir. Bu dönemlerde resimlediği öykü ve oyunlar ya da sanatçı karikatürlerinden başka, Fikret Mualla’nın 1928’den Paris’e temelli gideceği 1939 yılına kadar, konu olarak daha çok İstanbul’un çeşitli semtlerinden manzaralar yaptığı bilinmektedir: Sanatçının Ayasofya’ya olan ilgisi, henüz Galatasaray Lisesi’ndeki öğrencilik yıllarında resim öğretmeni olan Şevket Dağ’ın etkisini akla getirmektedir. Yine bu yıllarda Fikret Mualla’ya tanınmış bir kişilik ve aynı zamanda sanatsever biri olan Salah Cimcoz yardım etmiş, Moda’daki konağında ona sanatını rahatça üretebileceği bir yer tahsis etmiştir. “Salah Cimcoz Mualla’yı sanatı ve kudreti bakımından tatmin etmek için o zamanki Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreteri Recep Peker ile görüştü. Bu temas sonunda Fikret Mualla’ya devlet büyüklerinin toplu halde büyük bir panosu sipariş edildi. Fikret Mualla kolları sıvayıp bu siparişin coşkunluğu ve heyecanı içinde günlerce çalıştı. Bir taraftan da içkisine devam etti. Nihayet günün birinde, Kalamış’taki bir meyhanede yapılan bir münakaşadan sonra Salah Cimcoz’un evine koşup hemen hemen tamamlanmış olan portreleri jiletle birer birer kesip attı. Bıçakla portrelerin gözlerini oydu ve devlet büyüklerine uygunsuz sözler sarfetti.”(TOROS, Taha; Fikret Mualla 1903- 1967, Akbank, 1986, s.22) Yaşadığı bu olayın ardından akıl hastanesinde gözetim altında bir buçuk yıl geçirmiş ve aynı yerde tedavi gören Neyzen Tevfik ile dostluğu bu olayla başlamıştır. Yaşamı boyunca peşini bırakmayacak olan polis korku ve düşmanlığı da Fikret Mualla’nın çıkmazlarına eklenecektir. Fikret Mualla’nın babası 1938 yılında öldüğünde artık yüklü bir mirasın sahibidir ve kendine ait bütün mal varlıklarını satarak 1939 yılında Paris’e yerleşmiş ve yaşamını Paris’te sürdürmeye başlamıştır. Paris’e gitmeden az önce Newyork Dünya Sergisi Türk Pavyonu’nun içindeki Türk Kahvesi bölümünün duvarlarına 30 İstanbul görüntüsü resmetmiştir. Paris, Fikret Mualla için öğrenim gördüğü ya da kısa bir süre için ziyaret ettiği bir yer olmanın ötesinde, yaşadığı bir kenttir. Adeta zengin biri olarak yerleştiği bu şehrin büyüsü ve eğlenceli, lüks yaşamı Fikret Mualla için oldukça kısa sürmüş ve bir süre sonra Fikret Mualla için parasız günler başlamıştır. Fransa’nın İkinci Dünya Savaşı’na girmesi ve ardından Almanya’nın Fransa’yı işgali ile birlikte herkes için kötü bir dönem söz konusu olmuştur. Bu koşullarda iyi bildiği Almancası Fikret Mualla’ya yardımcı olsa da maddi sıkıntılarını hafifletmemiştir. İşte bu dönemlerde tablolarını karın tokluğuna ve günlük gereksinimlerini karşılamak üzere çok düşük fiyatlarda satmıştır: “Paris’in Almanlar tarafından işgali yıllarında kağıt bulamayınca, gecenin karanlığından yararlanarak duvarlardaki afişleri gizlice yırtar, temiz kalmış bölümlerine yaptığı guaşları yediği yemek ve içtiği şarap karşılığında garsonlara verirdi.” (TOROS, Taha; a.g.e., s.24) Bu yıllardan sonra da içinde yaşadığı Paris’in sokaklarını, kafelerini, insanlarını, hastanelerini, otellerini kısaca yaşayan Paris şehrini resimlerine konu edinmiş ve bunlar kendini anlatmasına aracı olmuşlardır. Mualla, sokak resimleri, natürmortlar, müzisyenler gibi tekrar tekrar ele aldığı konularıyla anlatımcı bir resim dili ortaya koymuştur. Fikret Mualla’nın Fransa’ya gittiği işgal öncesi Fransa sanat ortamında, 1911 yılında Almanya’da ortaya çıkan ekspresyonizm akımı kabul görmeye başlamıştır. Böylece sanatta dışavurum olanakları yeniden gözden geçirilmiş ve farklı yorumlara ulaşılmıştır. Almanya’da 1913 Ekim’inde sonbahar sergisi katalogu önsözünde Walden yaratıcı olguyu şöyle tanımlamıştır: “Ressamın yaptığı resim en içsel duygularla algıladığıdır, varlığının anlatımıdır, dışavurumudur, geçici olan herşey onun için simgesel bir görüntüdür; kendisi için en önemli düşünce kendi yaşamıdır, dış dünyanın kendi üstünde bıraktığı izlenimleri o kendi içinden geçirerek dışavurur. O, gördüklerini, içindeki doğa görünümlerini iletir ve bir yerde de onlar tarafından iletilir.” Fikret Mualla’nın biçim bozma, keyfi renk kullanımı ve ifadeye dayalı sanat anlayışının biçimlenmesinde Fransa’da bu yıllarda gelişen ve savaşla birlikte doruğa ulaşan bu sanatsal yaklaşımların payı büyük olmuştur. Öte yandan Mualla, kendisinin de ifade ettiği gibi Matisse’in renklerinden etkilenmiştir. Ayrıca belki de ekonomik sıkıntılardan dolayı guvaş malzemeyi sık kullanması ve pastel çalışması onu Lautrec’e yakınlaştırmaktadır. Resimlerinde konu olarak kalabalık Paris görünümlerine yer vermesi, karikatüre ilgi duyması ve yaşam tarzındaki bazı paralelliklerde bu yakınlaşmayı güçlendirmektedir. Fikret Mualla’nın Paris sanat ortamına tanıtılmasında sanatçının kişisel sergisini hazırlayıp kataloğunu basan iki musevi sanat tüccarının etkisi olmuştur. Sanatçı kendi deyimiyle karın tokluğuna bu iki kişi için resim üretmiştir ve sanatını sürdürebilmek adına güç bir dönem yaşamıştır. Sanatçının Paris’teki ilişkilerine efsaneleşmiş bir anı olarak Picasso ile karşılaşmasını, Picasso’nun Fikret Mualla’nın resminden etkilenerek onun bir resmini almasını ve kendisini atölyesine davet ederek ona bir resmini hediye etmesini gösterebiliriz. Giderek Paris sanat ortamında haklı bir ün kazanan Fikret Mualla’ya yaşamının son dönemlerinde maddi ve manevi katkı sağlayan ünlü koleksiyoner Raquel Angles, giderek kötüleşen sağlığını da hesaba katarak sanatçıyı bir bakıcı denetiminde Reilanne çiftliğine götürmüştür. Ölümüne değin kaldığı bu yerde sanatçı koleksiyoneri için çok sayıda eser üretmiştir.

Kaynakça: YAMAN, Zeynep Yasa; Nakkaş Fikret Mualla, Vakıfbank, Ankara, Ekim 1995 TOROS, Taha; Fikret Mualla 1903- 1967, Akbank, 1986

Reklamlar

1 Response to “Fikret Mualla”


  1. 1 cengiz
    Şubat 22, 2010, 8:36 pm

    mükemmel bir resa sem çoktebrikeder alah rahmet eylesin derim
    huzur içinde yatsın


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s



"Bir bosluk birakip gidenler vardir.Tek bir tugla eksilmemistir icinde, tek bir tugla yerini bile degistirmemistir ama bir bosluk, durup durduk yerde, apansiz, öncesi olmayan bir bosluk belirir.Ne diyecegini bilemezsin, duyduklarin anlamsiz söz yiginlari gibi, dizi dizi bos süt siseleri gibi..."

geçmiş

En Fazla Tıklananlar

  • Hiçbiri

badem ağacım benim…

ne kadar uyudum bilemiyorum o diyarda . kimi zaman gülümsemeye uyandım,kimi zaman hüzne.. günaydın buz gibi sabahlar,günaydın yaprağını,çiçeğini bekleyen badem ağacı bende bekledim, sana sırdaş ,sana yoldaş seni çizdim ,seni yazdım bembeyaz sayfalarıma umutsuzluğumu bildin de bir küçük tomurcuk verdin gözlerime geçecek bu karakış ,dinecek yüreğinde ki sızı sen bekle,beklemek güzeldir.. beklemek yarınlarına açılan kocaman bir kapıdır… kapkaranlık kasvetli bir günde.. yüreğimin bana dar geldiği bir günde.. yağmurla gelen bulutu gördük uzaktan denizin üzerine yağarken ki sesi duyduk bu ses sana tanıdık,bana yabancı o diyarda kaç kez yaşadın sen bunu kimbilir?… o gün o tepede bir bulutun içine girdim ilk kez döndüm,döndüm,döndüm… gözlerim kararana kadar döndüm bir gün başka bir yerde,başka bir zamanda seni orda bırakmanın sızısını içimde yaşıyorum badem ağacım benim daha kaç mevsim yeni umutları taşıyacaksın yarınlara
Ocak 2009
P S Ç P C C P
« Ara   Şub »
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

%d blogcu bunu beğendi: