Archive for the 'ünlü ressamlar' Category

13
Haz
09

Nuri İyem

nuriusta1Türk resim sanatının en büyük ustalarından biri olan Nuri İyem, Türk Cumhuriyet tarihinin toplumsal, siyasi ve kültürel değişimine tanıklık etmiş ve bu ilerlemeye katkıda bulunmuş, dumadan üretmiş Türk sanatına yeri dolduramayacak eserler vermiştir. 1915 yılında İstanbul’da doğan sanatçı, resme küçük yaşlarda duvarlara kömür kalemle yaptığı çizimlerle başladı. Sağlık memuru olan babasının görevi dolayısıyla çocukluğunu anadolu’nun farklı şehirleri dolaşarak geçirdi. İlkokulu Mardin’de bitiren sanatçı ortaokulda İstanbul’a geldi. Önce Vefa ardından da Pertevniyal Lisesine kaydoldu. Resim tutkusu da bu yıllarda başladı. Hatta resim aşkı yüzünden derslerden geri kalan sanatçı, ailesinin onun doktor olmasını istemesine rağmen en sonunda Akademiye kaydoldu. Yaptığı çalışmaları, o yılların en önemli sanat etkinliği olan Galatasaray sergilerinde, resimlerini hayranlıkla izlediği Nazmi Ziya’ya göstermiş ve onun teşvikini de aldıktan sonra hiç duraksamadan kaydını yaptırıp derslere başlamıştı. Devrin diğer büyük ressamları gibi Nazmi Ziya, Hikmet Onat, Çallı ve Levy’nin öğrencisi olan genç ressam, aynı zamanda Feyhaman Duran, Namık İsmail gibi diğer akademi hocalarının fikirlerinden yararlanmaktan geri kalmadı ve Sanat Tarihi, Estetik ve Mitoloji dersleri veren Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, önünde açtığı geniş ufukla entellektüel kimliğini buldu. Ahmet Hamdi’nin düşünce yapısı onun şu satırlarında belli olur: “Geniş hayat önümüzdeki bin başlı bir muamma gibi duruyor. Onu çözdükçe kendimizi bulacağız; hakiki şahsiyette, hür san’ata kavuşacağız. Ağaç güneşte serpilir, fakat toprağın derinliklerindeki kökü ile beslenir. İnsanoğlu kendi ferdiyetini bile ancak içinde yaşadığı cemiyetle idrak eder.” İyem’in yıllar sonra yazdığı ve Yeditepe’de yayınlanan ‘Sanatçımızın Kaderi’ isimli bir makalesinde bile Ahmet Hamdi’ye gönderme yapması, bu büyük edebiyat ve düşün adamının onun üzerindeki kalıcı etkisini açık bir şekilde ortaya koyar: “Yazık değil mi bunca çabaya? Bunca masrafa? Bunca emeklere? Bunca teşkilatı bir takım adamlara maaş vermek için mi kurmuşuz? Bütün bunlar ‘Saatleri Ayarlama Enstitüsü’ müdürler?” Akademideki öğrenimini bitirdikten sonra askerliğini de tamamladı ve Giresun’da görev yaptı. 1940 yılında, dört yıl sonra ilk mezunu olacağı yeni açılan yüksek bölümünü tamamlamak üzere yine Akademi’ye girdi. Sanat hayatı oldukça hareketli ancak siyasi hayatrı sorunlu bu yıllarda özel sergiler seyrek düzenlenebiliyor, bu da olduça zor bürokratik işlemlerden geçiriliyordu. Nuri İyem, Avni Arbaş, Selim Turan, Fethi Karakaş, Mümtaz Yener, Turgut Atalay, Haşmet Akal, Ferruh Başağa ve Agop Arad gibi 20’li yaşlardaki bir grup genç sanatçı, büyük çabaların sonunda Mayıs 1941’de İstanbul Beyoğlu Matbuat Müdürlüğü salonlarında ortak bir amaç ve görüş çerçevesinde biraraya gelerek bir sergi açtılar. Halkın arasına girmek, onların düşünce ve yaşayışlarını paylaşarak sanatsal üretimlerini gerçekleştirmek amacını taşıyan bu sanatçılar, İkinci Dünya Savaşı’nın bunalımlı ortamında sanatlarına toplumsal gerçekçi bir yön vermişlerdir. D Grubu’nun şekilciliğine ve Anadolu’dan kopuk resim anlayışına karşı çıkan toplumsal içerikli resimleriyle halkla bütünleşmeyi amaçladılar ve bir ölçüde de başarılı oldular. Liman sergisi adı verilen bu etkinliğin ardından Yeniler adı altında birleşen sanatçılar, özellikle Akademi dışındaki yazar ve sanatçılardan destek gördüler. Yeniler, bir sanatçı olarak varolmanın yolunu sanat anlayışları ve toplum gerçekleri arasında bir orta yol çizerek bulmaya çalıştılar. İyem Yeniler Grubu dağılana kadar düzenlediği tüm sergilere katıldı, bu arada bir süre Resim- Heykel Müzesi’nde Halil Dikmen’in yardımcısı olarak çalıştı. Burada, Türk resminin ilk dönem ustalarını da tanıma fırsatı buldu. Özellikle de Hoca Ali Rıza’ya hayranlık beslemekteydi: “Doğrusu ya, Türk resmi uzun yıllar seyircisiz kaldığı için, toplumsal yaşama katılmada emekledi durdu. Kendi payıma Hoca Ali Rıza’yı, Türk resmini Halk’a doğru götürmekteki çaba ve başarılarından ötürü, ayrıca seviyor ve sayıyorum.” Sanatı topluma empoze etmekten çok, toplumun içinden çıkan bir sanat anlayışını benimseyen sanatçı, dur durak bilmeden üretmiş Anadolu halkına sanatı sevdirmek için tüm benliğiyle uğraşmıştır. Bu amaçla halka ulaşmak için 1946 yılında Beyoğlu’nda Ada (mobilya) mağazasında açtığı ilk sergi ve 1950’li yıllarda Maya Sanat Galerisi’nde düzenlenen diğerlerinin ardından bugüne kadar yapıtlarını bir çok kez sergilemiştir. 1950’li yıllarda soyut anlayışta eserler veren sanatçı 1960’larda figüratif resme geri dönerek, Anadolu insanını, onların yaşamını, iç dünyasını, köyden kente göç edenleri ve gecekondu yaşamını anlatmıştır. Bereketli topraklarıyla ve medeniyetler doğuran özelliğiyle; Anadolu’yu bir kadın olarak algılamış ve ürettiği kadın portrelerinde, iç dünyanın aynası olan gözlerin ışığında, bir parçası olduğumuz toplumu tüm gerçekliğiyle yansıtmıştır. 19-haziran 2005 yılında hayatını kaybeden büyük usta, altı bini aşkın resme imza attı.

13
May
09

Vefa Efendizade

n638551648_1844439_3698153Bakü doğumlu ressam Vefa Efendizade 1979 yılında Azerbaycan Devlet Güzel Sanatlar lisesinden ve 1987 senesinde Moskova Devlet Surikov Güzel Sanatlar Akademisi Resim bölümünden mezun oldu. Daha sonra Azerbaycan Güzel Sanatlar Üniversitesinde öğretim görevliliği yaptı. 1991-98 yılları arasında Mimar Sinan Üniversitesinde öğretmenlik görevine devam etti. 2001 yılından bu yana Uluslararası Kıbrıs Üniversitesinde ders vermeye devam etmektedir. Eğitimciliği yanı sıra Ressam Vefa Efendizade Azerbaycan ve yurt dışında solo ve karma olmak üzere birçok sergilere katılmıştır.
04
May
09

Edvard Munch’un Umutsuz İnsanları

m0024Edvard Munch’un Umutsuz İnsanları Acı, aşk, insan ilişkileri, melankoli, hastalık ve ölüm… İnsanın ruhsal ve fiziksel hayatını belirleyen ana etkenlerdir. Çocukluğunda ailesindeki bireylerin hastalıklarına ve ölümlerine tanık olan Norveçli ressam Edvard Munch’un (1863-1944) ömrü boyunca unutamadığı bu durumlar onu fazlasıyla etkiledi ve sanatına yön veren unsurlar oldu. Babası doktor olan ressam din adamlarının, subayların ve öğretmenlerin olduğu bir burjuva ailesinde dünyaya geldi. Annesi ve kız kardeşinin veremden ölümünün ardından sarsılan bunalım içindeki babası odasına girip saatlerce dua ederdi. Munch o günler için 70. doğum gününden sonra “hastalık, delilik ve ölüm beşiğimin başucunda nöbet bekleyen ve ömrüm boyunca yanımdan ayrılmayan kötü meleklerdir” diye yazar. 1889 yılında Christania’da açılan ilk sergisi sonunda aldığı bir bursla gittiği ve üç yıl kaldığı Paris’te Manet, Gauguin, Seurat ve Van Gogh gibi ressamları keşfetti. Evrensel Sergi için Paris’te bulunduğu sırada babasının ölümü nedeniyle büyük bir depresyona girdi. 1892 yılında Berlin’de 50 çalışması sergilendi. Ancak üslubuna karşı gelişen tepki nedeniyle sergi bir hafta sonra kapatıldı. Almanya’da kaldığı yıllarda aşk ve ölüm korkusu temalarının yer aldığı Hayat Frizi serisini oluşturdu. İnsanların neşeli, acı ve umutsuzluk içinde gösterildiği Hayat Frizi’nin tamamı 1902 yılında Berlin’de sergilendi. 1908 yılında bunalım geçirerek altı ay hastanede yatan sanatçının Alman Müzelerindeki resimlerinin bir kısmı 1937’den sonra Naziler tarafından yoz sanat olarak nitelendirilmiştir. 1892 tarihli Karl John Akşamı’nda Oslo’nun ana caddesinde yalnızlığı, dışarıda olmayı ve kaygıyı gösterir. Ezici yönüne tanık olduğumuz kalabalık kaldırım boyunca seyirciye doğru yürür. Burjuvaya özgü yüksek şapkalar takan erkeklerin ve şık başlıklı kadınların açılmış gözleriyle şaşkın bir ifadeleri vardır. Mensubu oldukları sınıfın kurallarının ve baskılarının esiri olmuşlardır. Cadde kenarındaki parlamento binasının aydınlık olması ve pencerelerinin parlaklığı sahneye hakimdir. Kaldırımda yürüyen kalabalığın ters yönüne doğru giden yalnız figürle ilgili olarak Munch günlüğünde “Yanından geçenler ona tuhaf bir şekilde bakıyorlardı. O ise sönük akşam ışığında gözlerini dikerek kendisine bakmalarını anlayabiliyordu. Bazı düşüncelere dalmaya çalıştıysa da başarısız oldu. Kafasının içinde boşluktan başka bir şey yoktu. Bir kez daha geçenler onun yolundaydı, baştan aşağıya titriyordu ve ter içinde kalmıştı” diye yazmıştır. Aslında bu yazdıkları kendi başından geçen bir durumdu. Ters yöne gitmesi ve yalnız olması kalabalığı reddettiğini, uzak durduğunu ve içlerinde yer almak istemediğini gösteriyor. Bu ayrı durma resme hüzünlü ve melankolik ifade kazandırıyor. Önemli çalışmalarından biri olan Madonna’da* çıplak bir figürle karşılaşırız. Rahat bir pozdaki figürün bir kolu havaya kalkık ve başının arkasını tutarken diğer kolu belinin arkasına bükülüdür. Kadının siyah saçları ve arka planın girdaplı hali sıkıntılı bir ruhu yansıtır. Başının üzerindeki kırmızı halenin hilal şekli kaşlarda da görülür. Ressam halenin ‘yaşamla ölüm arasında bir bağ’ olduğunu düşünüyordu. Yüz hem güzel hem de dünyanın acılarıyla doludur ve ölümü simgeler. Vücudun bölümlerinin geometrik biçimde sadeleştirilmesi etkiyi artırır. İç dünyanın dışavurumunu, ruhsal durumu, fırtınalı duyguları ve gizemli duygusallığı abartılı renklerle verir Munch. Karamsarlığını karşıdan görülen solgun yüzlerle ve sanrılı ifadelerle belli eder. Üzerinde en çok konuşulan resmi 50’den fazla gravürü olan Çığlık’tır. 1893 tarihli ilk çalışma renklidir. Körfez, küçük yelkenli gemiler ve resmi çaprazlama kesen parmaklıklı köprü, sahnenin kuzey sahilinde olduğunu gösterir. Munch 1892 yılında hastalığı sırasında yazdığı günlüğünde bu sahneden söz eder; “İki arkadaşımla güneşin batışında yürürken aniden gökyüzü kahverengiye dönüştü. Durdum, hissizleştim ve bir parmaklık üzerine dayandım. Kentin ve mavi fiyordun üzerinde ateşin dili ve kan vardı. Arkadaşlarım yürümeye devam ettiler ben ise hala orada korkuyla titreyerek kalakaldım ve doğanın içinden gelen sonsuz çığlığı duydum”. Munch Dostoyevski ve Kierkegaard okurdu. Kierkegaard’ın şu pasajından etkilenmiş olmalı:-Ruhum öyle ağır ki hiçbir düşünce artık onu yükseltemez ne de kanat vuruşlarım onu sonsuzluğun içine çekemez. Herhangi bir şey onu kımıldatmazsa sadece yeryüzünde kalır, fırtınadan önce alçakta uçan bir kuş gibi. Ezicilik ve kaygı iç dünyamın üzerine çöküyor-. Amerikalı sanat tarihçisi Robert Rosenblum Munch’un ölü kafaları için Paris L’Homme müzesindeki bir Peru mumyasını model olarak aldığını öne sürmüştür. Korkunç bir şeyler sonrasındaki heyecanın ve insana özgü içsel bunalımların sembolik bir görünümü olan resimde ön plandaki figür başını elleri arasına almıştır. Yüz çarpıtılmış karikatürize edilmiştir ve bir kafatasını andırır. Gözler dik, yanaklar oyuk, ağız sonuna kadar açık ve bağırır durumdadır. Yılankavi figürün diğer iki figürden uzakta ve tek başınalığı yalnızlığını simgeler. Bütün çizgiler çığlık atan başa doğru akıyor. Resim varoluşun acımasızlığını, insanın umutsuzluğunu, mutsuzluğunu, korkularını ve çaresizliğini çarpıcı bir şekilde veriyor. Renkler figürün kaygılarını daha da vurguluyor. Fırtına öncesi sessizliği işaret eden gökyüzünün kırmızı ve sarıyla dalgalı görünümüne karşılık deniz açık renkle, kara ise koyu mavilerle oluşturulmuştur. Çığlık atan figürde ve köprüde toprak renkleri hakimdir. Dalgalanma resme hareketlilik kazandırır.

07
Mar
09

Abidin Dino

Abidin Dino, (1913 – 1993) ünlü Türk ressam. Çağdaş Türk resminin 18öncülerinden olan Abidin Dino, aynı zamanda bir yazar ve siyasetçidir. 23 Mart1913 günü İstanbul’da doğdu. 1. Dünya Savaşı başladığında Avrupa’da seyahatte olan ailesi, bir süre için Cenevre’ye yerleşmişti. Bu nedenle çocukluğu İsviçre ve Fransa’da geçti. Ailesi 1925’te İstanbul’a dönünce Robert Kolej’de öğrenim gömeye başladı ancak sanata duyduğu ilgi nedeniyle öğrenimini yarıda bırakıp, ağabeyi şair Arif Dino’nun desteğiyle resim, karikatür ve yazı alanında kendini geliştirmeye başladı. İlk desenleri Yarın gazetesinde, ilk yazıları Artist dergisinde 1930’lu yılların başında yayınlandı. Bu yıllarda Nazım Hikmet’in şiir ve oyun kitaplarına kapak desenleri çizdi. Çok genç yaşta kendini bir ressam olarak kabul ettirdi. 1933 yılında D Grubu adlı sanat gurubunun kurucuları arasında yer aldı. Grubun amacı, memlekette sanatın gelişmesini ve yayılmasını sağlamaktı. Düşünce yanı ağır basan resimler yapacak, batıdaki çağdaş akımlarla boy ölçüşecek yenilikler getireceklerdi. Aynı yıl “Ankara Türkiye’nin kalbidir” isimli belgesel filmi çekmek için Türkiye’ye gelen Sovyetler Birliği’nin ünlü yönetmenlerinden Sergay Yutkeviç bir sergide resimlerini görüp beğendi. Böylece Yutkeviç, Dino’dan dekoratör ve ressam olarak çalışmak üzere kendisiyle SSCB’ye gelmesini istedi. Dino, 1934 yılında sinema öğrenimi görmek üzere SSCB’ye gitti ve 3 yıl kaldı. 3 yıl boyunca Leningrad’da Eisenstein ve Yutkeviç’in yanında makyajdan dekora, rejiden senaryoya tüm yönleriyle sinema eğitimi aldı. Yutkeviç’in yönettiği Madenciler filminde çalıştı. 1937’de 2. Dünya Savaşı nedeniyle Sovyetler Birliği tüm yabancı öğrencileri geri gönderince Leningrad’dan ayrılmak zorunda kaldı. Dino, Sovyetler Birliği’nden sonra Londra ve Paris’e gitti. Paris’te ressam ve dekoratör olarak film çekim çalışmalarında bulundu. Gertrude Stein, Tristan Tzara, Eisentein,Andre Malrauxve Pablo Picasso gibi dönemin önde gelen sanatçılarıyla dostluklar kurdu. 1939 yılında Türkiye’ye döndü, 1941’de arkadaşlarıyla Liman (Yeniler) Grubunun oluşturdu. Çeşitli dergilerde çizgi ve yazılarıyla halktan yana, gerçekçi bir sanat görüşünü savundu. Çizgi ve desenlerin ön plana çıktığı resimlerinde işçi ve köylü tiplerini özgün bir üslupla işledi. Başlangıçta Picasso’nun etkisinde kalan sanatçı, daha sonraları yapıtlarında özgün ve yerel bir senteze ulaştı. Yeniler Gurubu’nun Liman çevresindeki balıkçıları konu alan ilk sergisini açtığı 1941 yılında Abidin Dino, siyasi nedenlerle önce Mecitözü (Çorum)’ne, sonra Adana’ya sürgüne gönderildi. Adana’da Türk Sözü gazetesini yönetti. Kel adlı bir oyun yazdı, ancak oyun hemen toplatıldı. Çukurova’nın pamuk işçilerini konu alan resimler yaptı ve heykel ile ilgilenmeye başladı. 1943 yılında dilci Güzin Dino ile evlendi. Sürgün sona erince İstanbul’a döndü. 1952’de yurt dışına çıkış yasağı kalkınca kesin olarak Paris’e yerleşti. Fransa, Cezayir, Amerika gibi değişik ülkelerde sergiler açtı. Fransa Plastik Sanatlar Birliği onur başkanlığı New York Dünya Sanat Sergisi danışmanlığı gibi görevlerde bulundu. ‘İşkence’, ‘Atom Korkusu’, ‘Savaş ve Barış’, ‘Çıplaklar’, ‘Dört Kent’, ‘Dağ-Deniz’ gibi birçok yapıtı çeşitli galeri, müze ve koleksiyonlarda yer aldı. Zaman zaman Türkiye’de kişisel sergiler açan Abidin Dino, 7 Aralık 1993 günü Paris’te hayatını yitirdi. Cenazesi İstanbul’a getirilerek Aşiyan’da toprağa verildi.

03
Mar
09

Wassily Kandinsky

kandinsky_comp8Rusça tam adı Sily Vasilyeviç Kandinsky modern resmin en önemli temsilcilerinden olmuştur. Bazı sanat tarihçilerince soyut resmin yaratıcısı olarak da kabul edilmiştir. Babası Sibirya’nın Çin sınırı yakınlarında bulunan Kyakhta’nın yerlisi, annesi Rus olan Wassily 1866 yılında Moskova’da doğdu. Varlıklı ailesinin olanaklarıyla daha çocukken birçok şehri gezdi. Ortaöğrenimini 1871’de Odessa’da tamamladı. Lise yıllarında resim yapıyor, bir yandan da amatörce piyano ve viyolonsel konserleri veriyordu. 1886’da Moskova Üniversitesi’nde hukuk ve iktisat öğrenimine başladı.1893 yılında doktoroya denk bir akademik unvan kazandı. 1896’da Estonya’daki Dorpat Üniversitesi’nden gelen profesörlük teklifini geri çevirdi ve 30 yaşında kendisini resme vermeye karar verdi. Münih’e gitti ve orada dört yıl Anton Azbe’nin yönetiminde çalıştı. Azbe’nin atölyesinde Alexei Von Jamlensky ve Franz Marc ile tanıştı. “Phalande” grubunu kurdu. Daha sonra bu grubu Berlin’de Sezession, Dresden’de de Die Brücke gibi gruplar izledi. 1900’e kadar sanat öğrenimi devam etti.1903’de Moskova’da ilk kişisel sergisini açtı, bir yıl sonrada Polonya’da iki kişisel sergi daha düzenlendi. Kandinsky’ye soyut ressam niteliğini kazandıran ilk yapıtı 1910 tarihli “İlk Soyut Suluboya”ydı.1911’de Marc’la birlikte Blaue Reiter akımını kurdu. 1912’de basılan “Sanatta Ruh” adlı kitabında sanatçı, kendi iç dünyasındaki lirik abstraksiyon özgürlüğünden söz etmekte. 1917’de Moskova’ya yerleşti. 1918 yılında Moskova Güzel Sanatlar Akademisi’nde profesörlüğe ve Halk Eğitim Komiserliği’nin sanat bölümü üyeliğine getirildi ve devlet tarafından kişisel bir sergi düzenlenerek onurlandırıldı. Kandinsky uluslar arası ün kazandıktan sonra, 1922’de ünlü tasarım okulu Bauhaus’ta ders vermesi için yapılan teklifi hemen kabul etti. Bauhaus’ta ders verdiği yıllarda ilk kitabı “Sanatta Tinsellik Üzerine”yi yazdı.1926’da “Düzleme Göre Nokta ve Çizgi” adlı ikinci kitabını yayımladı. 1928’de Alman uyruğuna geçti ancak Bauhaus’un kapanması üzerine 1933’de Fransa’ya göç etti. 1939 yılında da Fransız uyruğuna geçti ve 13 Aralık 1944 günü hayatını kaybedene kadar Paris’in Neuilly_sur_Seine’de yaşadı. Önemli Yapıtları: İlk Soyut Suluboya, Mavi Dağ, Çan Kuleli Manzara, Siyah Kemer ile Siyah Çizgiler, Beyaz Çizgiler, Mavi Daire Dilimi, Başat Mor, Başat Eğri, On Beş, Ilımlılık, Hareketler, Bölünme Birlik, Daire ve Kare, Beyaz Dengeli Hareket.

16
Şub
09

Vincent Van Gogh

tara00021hf0

30 Mart 1852

Theodorus ve Anna van Gogh’un çocukları ölü doğar. Çocuğun adını doğmadan önce Vincent olarak koymuşlardır.

30 Mart 1853

Bir çocukları daha olur. Anne-baba ona da Vincent adını koyarlar.

1 Mayıs 1857

Vincent’in hayattaki en büyük dayanağı ve dostu olan kardeşi Theo dünyaya gelir.

30 Temmuz 1869

Sanat yapıtı alım satımıyla uğraşan amcası Vincent’e, H.G. Tersteeg yönetimindeki Parisian Maison Goupil’in Lahey şubesinde satış elemanı olarak iş bulur.

Haziran 1873

Çalışkanlığı sayesinde Goupil’in Londra şubesine tayin olur. Sanat eseri ticaretini eleştirmişse de bu deneyimi ona sanatın ticari yanını göstermiş ve birçok ressamla yapıtını tanıma fırsatı vermiştir. Vincent, kaldığı pansiyonun sahibinin kızı Eugenie Loyer’e aşık olur. Kız onu reddeder.

1876

Vincent, Goupil’den kovulur. İngiltere’deki Ramsgate kasabasına gider ve orada yardımcı öğretmen olarak iş bulur. Okul Londra’ya taşınır ve Vincent de Richmond Metodist kilisesinde vaaz vermeye başlar.

1877

Hollanda’ya döner ve Dordrecht’te bir kitapçıda çalışmaya başlar. Burada kilisenin düzenlediği faaliyetlere katılır ve zamanının çoğunu İncil’den bölümler çevirmeye adar. Rahip olmaya karar verir ve Mayıs 1877’de Amsterdam Üniversitesi’nin Protestan teolojisi bölümüne kabul edilir. 1878

Dersleri bırakıp Brüksel yakınındaki Laecken’e gider. Burada üç ay geçirir.

15 Kasım 1878

tarihinde kendine yeni bir iş bulur ve Belçika’nın en fakir yerlerinden biri olan Borinage adlı bir madencilik bölgesine geçer.

15 Ekim 1880

Brüksel’e gelir. Burada kendisini atölyesine kabul eden ve kendisine perspektif kurallarını öğreten, Academie des Beaux-Arts öğrencilerinden Anton van Rappard ile tanıştı. Vincent bu dönemde anatomi çalıştı, en beğendiği resimlerin röprodüksiyonlarını yaptı ve Borinage’da yaşadıklarını resmetti.

12 Nisan 1881

Ailesini özleyen Vincent Etten’a döndü. Etten’da kendini resme verdi ve çizimlerinde insanların günlük yaşamını, iş yerlerini ve çalıştıkları aletleri betimledi. Dul ve bir çocuk annesi olan kuzeni Kee Voos’a aşık olur. Kuzeni Vincent’ın evlenme teklini reddeder. Bu durum ahlâk kurallarını her şeyin üstüne sayan ailesiyle sorunlar yaşamasına neden olur.

Kasım – Aralık 1881

Lahey’e taşınır. Burada, bir çocuk sahibi olan ve tanıştıklarında bir de bebek bekleyen Sien Hoornik ile ilişkisi oldu. Bebek doğduğunda Vincent’ı çok etkiledi. Beşikteki yeni doğan yavrunun ve sevdiği kadının yanında oturan bir adamın yoğun duygularını yaşadı.

11 Eylül 1883

Sien’den ayrılıp Hollanda’nın kuzeyindeki Drenthe’ye gitti. 1884 Komşularından biri olan Magot Begemann’la evlenmek üzereyken kızın ailesi bu evliliğe karşı çıkar. İlişkileri Magot’un intihar girişimiyle son bulur.

26 Mart 1885

Vincent’in babası ölür. Mezarlığı resmettiği yapıtında ve yazdığı bir metinde ölümün doğallığını anlatmaya çalıştı. Ölüm ve toprağa dönüş “bir sonbahar yaprağının düşüşü” kadar doğaldı.

24 Kasım 1885

Peter Paul Rubens’in yapıtlarını çalıştığı ve Güzel Sanatlar Akademisine kaydolduğu Anvers’a gider. Fakat kısa süre sonra buradan ayrılır.

1886

Paris’te yaşayan Theo’nun yanına yerleşir. Henri de Toulouse-Lautrec, Claude Monet ve John Russel ile tanışıp yeni dostlar edinir.

1887

Gauguin’le tanışıp dost olur.

Şubat 1888

Zihnindeki karışıklıkları bir yana atıp, kendine güvenini tekrar edinebileceği bir yere çekilme ihtiyacı duyan Vincent’ın amacı Marsilya’ya ulaşmaktı. Fakat Provence yakınlarındaki Arles’a yerleşti. Cafe de la Gare’ın hemen yukarısında, Lamartine’de, “Sarı Ev” olarak adlandırılan evi kiralar. Theo’nun gönderdiği parayla sıkıntı içinde yaşamaktadır. Vincent’ın hayali, 17. yüzyıl Felemenk ressamlarının devamı doğrultusunda bir ressamlar kolonisi kurmaktır.

Eylül 1888

Gece vakti kasaba caddelerinde üzerinde mumlar dizili şapkasıyla resim yaparken görülür. Yaptığı resim meşhur Yıldızlı Gece’dir.

Ekim 1888

Ekonomik sıkıntı içinde olan Gauguin’e birlikte yaşamayı önerir. Vincent, Gauguin’i birlikte yaşarlarsa hem sanatlarının besleneceği; hem de ekonomik olarak rahatlayacakları konusunda ikna etti. Gauguin Arles’daki “Sarı Ev”e yerleşti.

23 Aralık 1888

Gauguin Vincent’e hayalinden resimler yapmasını öneriyordu. Oysa Felemenk ressamlar doğadan resmetmeyi gelenek haline getirmişti. Sonu gelmez tartışmalar sonucunda Vincent Gaugin’i usturayla tehdit eder. Korkuya kapılan Paul Gauguin geceyi bir pansiyonda geçirir. Paul Gauguin sabah eve döndüğünde polisler ve kalabalıkla karşılaşır. Vincent sol kulağından bir parça kesmiş ve bir fahişeye vermişti. Bunlara dayanamayan Gauguin Arles’ı terk etti.

24 Aralık 1888

Vincent 24 Aralık’ta, Arles’daki Hotel Dieu’ya yerleştirilerek doktor Felix Rey’e teslim edildi. Gauguin, Theo’yu Paris’ten çağırttı. 4 Ocak’ta sadık dostu Roulin ve rahip Salles, Vincent’ı ziyaret ettiler.

Ocak 1889

Kulağı sargılı oto portresini yapar.

7 Şubat 1889

Vincent halüsinasyonlar nedeniyle tekrar hastaneye yatırılır. Vincent’ın hastaneye yatırılması için hazırlanan dilekçe, onun tehlikeli olduğuna inanan 30 komşusu tarafından imzalanmıştı. Ayrıca Arles halkının isteği üzerine “Sarı Ev”in kapısı polis tarafından mühürlenir. Bu olaylar yüzünden Vincent “Arles halkının sanatçılara karşı önyargılı kaygılara sahip olduklarını” düşünür.

Mayıs 1889

Theo’nun Nisan’daki düğününden sonra kardeşine fazlasıyla yük olduğunu hissetmeye başlayan Vincent, yeniden hastaneye yatmayı kabul eder. Papaz Salles, ona Saint-Paul-de Mausole’de doktor Peyron’un gözetiminde bulunacağı bir akıl hastanesinde yer bulur.

Temmuz 1889

Açık havada resim yaparken bir kriz daha geçirir ve bilinç kaybının sonucu olarak hafızasını yitirir.

3 Eylül 1889

Tabloları Paris’teki Salon des Independants’da sergilenir.

Aralık 1889

Yeni krizler geçirir. Kömür tozlarının, çamurların içinde yuvarlanır, boya tüplerini olduğu gibi yutmaya çalışır. Vincent’a şiddetli sara ve şizofreni teşhisi konulur.

Ocak 1890

Tabloları Brüksel’deki Les Vingt’te sergilenir. Yaşarken satılan ilk ve tek tablosu olan Kırmızı Üzüm Bağı 400 franka alıcı bulur.

Mart 1890

Salon des Independants’ta on adet tablosu sergilenir. Monet, Vincent’in tablolarını serginin en iyileri olarak değerlendirir.

Nisan 1890

Saint-Remy’den gelen haberler üzerine endişelenen Theo, Vincent’ı Paris’e davet eder. Theo’nun karısı Jo, Vincent-Willem adında bir erkek çocuk dünyaya getirir. Küçük yeğenine çok düşkün olan Vincent, bebeğe dair umutlarını şöyle dile getiriyordu: “Umarım ruhu benimki kadar çalkantılarla dolu olmaz.”

Mayıs 1890 21 Mayıs’ta,

doktor Gachet’in gözetimi altında olacağı Auvers-sur-Oise’a gitti. Günlerini çalışıp Theo’nun ziyaretlerini bekleyerek geçiriyordu. Ancak Theo sağlık ve iş problemleri yüzünden Auvers’e gidemez olmuştu. Theo, Vincent’la birlikte geçirmeyi planladığı tatili de iptal etmek zorunda kaldı. Terk edildiğini düşünen Vincent yeniden nöbet geçirmeye başladı.

23 Temmuz 1890

Vincent şöyle bir not bırakır: “Bu acı hiç dinmeyecek”

27 Temmuz 1890

Çıktığı bir akşam yürüyüşünde kendini göğsünden vurur. Kalbine nişan almıştır fakat kurşun yön değiştirir. Odasına döndüğünde Dr. Gachet tarafından yarası sarılır ve yatağına yatırılır. Ertesi günü, yatağında pipo içerek geçirir. Theo onu teselli etmek için yanına gelir.

29 Temmuz 1890

Vincent 29 Temmuz gecesi ölür ve ertesi gün toprağa verilir. Kardeşi Theo, Vincent’in ölümünden altı ay sonra 25 Ocak 1891’de yaşamını yitirir.

Milliyet Sanat

09
Şub
09

Egon Schiele

1890 Avusturya’nın Tulln kentinde Adolf Schiele ve Marie Schiele’nin tek 0schiele1erkek çocuğu olarak doğdu. Babası istasyon şefiydi. Elvira, Melanie ve Gerti adında üç kızkardeşi vardı. 1902 Klosterneuburg’a taşınıp orta öğretime başlar. İlk çizimlerinin konusu Tulln istasyonudur. 1905 1902’de akli dengesizlik nedeniyle emekliye ayrılan babasını kaybeder. Schiele çok sayıda resim ve otoportre yapmıştır. 1906 Viyana Akademisi sınavına girer ve Christian Griepenkerl’in resim derslerine katılır. 1907 Gustav Klimt ile tanışır ve çok iyi arkadaş olurlar. 1908 İlk defa Losterneuburg’da halka açık bir sergiye katılır. 1909 Schiele Akademi’den ayrılır. Anton Peschka, Anton Faistauer, Franz Wiegele, Hans Massmann ve diğerleriyle birlikte Yeni Sanat Grubunu (Neukunstgruppe) kurar. İlk işini Wiener Werkstatte için gerçekleştirdikten sonra yöneticisi Josef Hoffmann’la tanışır. 1910 Schiele, sanat eleştirmeni Arthur Roessler ile tanışır ve bu sayede kolleksiyoncu Carl Reininghaus ve Dr. Oskar Reichel, ayrıca yayıncı Eduard Kosmack ile tanışır. Hem onların hem de mimar Otto Wagner’in portrelerini yapar. Heinrich Benesch ile tanıştıktan sonra çok büyük desteğini görür. I. Uluslararası Hunting Sergisinde Klimt’in grubuyla birlikte dekoratif bir duvar resmi sergiler. 1911 Roessler ve Gütersloh tarafından Schiele’nin sanatı hakkında yazılmış yazılar yayınlanır. 1912 İlk taşbaskı çalışması, litografi ‘Çıplak’ yayınlanır. Küçük yaşta bir çocuğu taciz etmekten tutklanır. Hakkındaki suçlama düşer ancak çocuklar atölyesinde çıplak resimlere maruz kaldığından üç günlük hapis cezası alır. 1913 Viyana’da yaşar. Galerie Goltz’deki sergisi için Münih’e gider. Münih Secession grubuyla Almanya’da sergilere katılır. Berlin’de sürekli yayınlanan ‘Die Aktion’ dergisine katkıda bulunur. 1914 Stüdyosunun karşısında outran Adele ve daha sonra karısı olacak Edith Harms ile tanışır. Sanatçı Robert Philippi’den tahtabaskı ve oymabaskı gravür tekniklerini öğrenir. Roma’daki Uluslararası Secession sergisine katılır. Viyana’daki Galerie Arnot’da bir sergi düzenler. 1915 Edith Harms ile evlenir ve düğünden dört gün sonra Prag’a gider. Eşi de onunla birlikte gider. Bir yıl sonra Viyana’ya dönerler. 1916 Berlin Secession’da Viyanalıların işlerinin sergilendiği bir sergiye katılır. Ayrıca Münih Secession ile Galerie Goltz’da bir sergiye katılır ve Dresden’deki grafik gösterimine katılır. ‘Die Aktion’ dergisi bir sayısını Schiele’ye ayırır. 1917 Diğer başlıca sanatçılarla birlikte Schiele “Kunsthalle” adı altında bir sanatçı kooperatifi kurmayı önerir. Viyana’da yeni yayınlanmaya başlayan “Der Anbruch” dergisine katkıda bulunur. 1918 49. Viyana Secession Schiele için çok başarılı geçer. Özellikle portreler olmak üzere pekçok sipariş alır. Karısı şiddetli bir gribe yakalanır ve vefat eder. Ardından Schiele 3 gün sonra, 31 Ekim’de aynı hastalık nedeniyle hayatını kaybeder.

kaynak:Mevsimsiz forum





"Bir bosluk birakip gidenler vardir.Tek bir tugla eksilmemistir icinde, tek bir tugla yerini bile degistirmemistir ama bir bosluk, durup durduk yerde, apansiz, öncesi olmayan bir bosluk belirir.Ne diyecegini bilemezsin, duyduklarin anlamsiz söz yiginlari gibi, dizi dizi bos süt siseleri gibi..."

geçmiş

En Fazla Tıklananlar

  • Hiçbiri

badem ağacım benim…

ne kadar uyudum bilemiyorum o diyarda . kimi zaman gülümsemeye uyandım,kimi zaman hüzne.. günaydın buz gibi sabahlar,günaydın yaprağını,çiçeğini bekleyen badem ağacı bende bekledim, sana sırdaş ,sana yoldaş seni çizdim ,seni yazdım bembeyaz sayfalarıma umutsuzluğumu bildin de bir küçük tomurcuk verdin gözlerime geçecek bu karakış ,dinecek yüreğinde ki sızı sen bekle,beklemek güzeldir.. beklemek yarınlarına açılan kocaman bir kapıdır… kapkaranlık kasvetli bir günde.. yüreğimin bana dar geldiği bir günde.. yağmurla gelen bulutu gördük uzaktan denizin üzerine yağarken ki sesi duyduk bu ses sana tanıdık,bana yabancı o diyarda kaç kez yaşadın sen bunu kimbilir?… o gün o tepede bir bulutun içine girdim ilk kez döndüm,döndüm,döndüm… gözlerim kararana kadar döndüm bir gün başka bir yerde,başka bir zamanda seni orda bırakmanın sızısını içimde yaşıyorum badem ağacım benim daha kaç mevsim yeni umutları taşıyacaksın yarınlara
Haziran 2017
P S Ç P C C P
« Tem    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
2627282930